23 Kasım 2009 Tarihinde Cumhuriyet Meclisi Önünde Meydana Gelen Olayların İnsan Hakları

Açısından  Değerlendirilmesi Raporu

 

Bu çalışmanın amacı 23 Kasım 2009 tarihindeki eyleme yapılan müdahalenin insan hakları açısından değerlendirilmesi ve böylecevar olan insan hakları ihlallerinin tespit edilmesidir. Bu amaçla, İnsan hakları hukukunun uluslararası ve ulusal düzenlemeler, ve yargı içtihatlarıyla geliştirilmiş olan birtakım temel ilkeleri tarandı. Değerlendirmeler söz konusu düzenlemeler ve ilkeler çerçevesinde ortaya konuldu. Çalışmanın araştırma kapsamında eyleme katılan kişilerle, devlet yetkilileri, ilgili meslek ve sivil toplum örgütleriyle ve eylemde gözlemci olan gazetecilerle mülakatlar yapıldı. Bunun yanında, yazılı ve görsel basın taranarak ilgili haber ve görüntüler bulgu olarak kullanıldı. Sonuç olarak, elde edilen tüm bulgular değerlendirilmiş olup 23 Kasım 2009 tarihli eyleme yapılan müdahalenin toplanma özgürlüğünü ve paralel olarak ifade özgürlüğünü ve işkence yasağını ihlal edici unsurlar taşımakta olduğunu, insan haklarının ihlal edildiği ve Devletin insan haklarına ilişkin genel yükümlüğünün ve ilgili haklara ilişkin yükümlülüklerinin ihlal edildiği tespit edilmiştir.

 BİRİNCİ BÖLÜM

METODOLOJİ

A- Amaç

Bu çalışmanın amacı 23 Kasım 2009 tarihindeki eyleme yapılan müdahalenin insan hakları açısından değerlendirilmesidir. Bu şekilde var olan insan hakları ihlalleri tespit edilebilecektir. Bu amaçla, Devletin ilgili insan haklarına ilişkin yükümlülüğü çerçevesinde yapılan müdahale, araştırma kapsamında elde edilen bulgular, uluslararası insan hakları hukuku ve iç hukuk temelinde birçok açıdan incelenerek, Devletin haklara getirdiği sınırlamaların insan hakları açısından meşruluğu, yerindeliği, yasallığı gibi hususlar açısından değerlendirilmesine vurgu yapılması hedef alınmıştır.

B- Yöntem

Araştırmada Nitel (qualitative) araştırma yöntemi uygulanmıştır.

1- Masa başı Çalışma

Araştırma çerçevesinde öncelikle masa başı çalışma yapıldı. Bu kapsamda, yasal durum ele alındı ve ilgili ulusal ve uluslararası düzenlemeler tarandı. İnsan hakları hukukunun uluslararası ve ulusal düzenlemeler ve yargı içtihatlarıyla geliştirilmiş olan birtakım temel ilkeleri vardır. Yapılacak olan değerlendirmeler söz konusu düzenlemeler ve ilkeler çerçevesinde ortaya konacaktır.

2- Mülakatlar

Çalışmanın diğer bir ayağını ise mülakatlar oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında eyleme katılan kişilerle, Devlet yetkilileri, ilgili meslek ve sivil toplum örgütleriyle ve eylemde gözlemci olarak yer alan gazetecilerle görüşmeler yapıldı.

Gerçekleştirilen mülakatlar şu şekildedir:

1- Eylemciler

Mülakat yapılan eylemciler iki ana kategoriye ayrılabilir:

a- Eyleme Katılanlar

b- Tutuklananlar

2- Devlet Yetkilileri Araştırma kapsamında Polis Genel Müdürlüğüne yapılan yazılı talep yasal süre zarfında cevaplanmadığından konu ile ilgili bilgi almak mümkün olamamıştır.

3- Gazeteciler

Yapılan görüşmeler kapsamında farklı gazetelerde çalışan gazeteciler ile gözlemleri hakkında mülakatlar gerçekleştirildi.

3- Medya Taraması

Yazılı ve görsel basın taranarak ilgili haber ve görüntüler bulgu olarak kullanıldı.

İKİNCİ BÖLÜM

DEVLETİN İNSAN HAKLARINA İLİŞKİN GENEL YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Eyleme müdahale çerçevesinde ele alınması gereken ilgili insan haklarına ve bu haklara ilişkin Devletin yükümlülüğüne değinmeden önce Devletin, insan haklarına ilişkin sahip olduğu genel yükümlülüğü ve bu yükümlülüğün kapsamını ele almak gerekmektedir.

I- Uluslararası Düzenlemelerden Doğan Yükümlülük

A- Onaylanan Uluslararası Düzenlemelerin İç Hukukta Etkisi

Bir çok temel insan hakları hukukunu oluşturan uluslararası sözleşmeler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) tarafından onaylanmıştır. KKTC meclisi tarafından onaylanan tüm bu sözleşmelerin uluslararası standartları belirlemesi yanında, söz konusu sözleşmeler tüm kurum ve mercileri bağlayıcı niteliktedir. Anayasanın 90. maddesinin 5. fıkrasına göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalar yasa hükmündedir. Yani, usulüne uygun bir şekilde onaylanmış tüm uluslararası sözleşmeler, iç hukukun bir parçası olmakta ve yasa gibi bağlayıcılık kazanmaktadır. Esasen hem ilgili maddenin içeriğinden hem yüksek mahkeme kararlardan görülmektedir ki, onaylanan sözleşmeler yasaların da üstündedir.

İlgili Maddenin 5. fıkrasında yasalardan farklı olarak sözleşmelerin Anayasaya aykırılığı iddiasında bulunulamayacağı açıkça belirtilmiştir.

İlgili Anayasa maddesi şu şekildedir:

Madde 90- Uluslararası Andlaşmaları Uygun Bulma

(1) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle veya uluslararası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması Cumhuriyet Meclisinin onaylamayı bir yasa ile uygun bulmasına bağlıdır.

(2) Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet maliyesi bakımından yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve yurttaşların yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak koşuluyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde, bu andlaşmalar, yayımlanmalarından başlayarak bir ay içinde Cumhuriyet Meclisinin bilgisine sunulur.

(3) Uluslararası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile yasanın verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari andlaşmaların Cumhuriyet Meclisince uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak bu şekilde yapılan ekonomik ve ticari andlaşmalarla gerçek kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.

(4) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yasalarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında, (1). fıkra kuralları uygulanır.  

(5) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmalar yasa hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi olarak görev yapan Yüksek Mahkemeye başvurulamaz.

Yüksek mahkemenin içtihat kararlarında da onaylanan sözleşmelerin yasaların da üstünde olduğuna vurgu yapılmıştır.

İlgili karar (D. 3/2006):

“.... öte yandan bugün ülkemizde mevzuat arasında yerini bulan ve Anayasa ile denk bir seviyede yerini alan 1950 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili maddeleri ve 1. protokolü ile de uyum sağlamış olunur, ilaveten böyle bir tefsir Anayasanın diğer maddeleri ile de uyum içinde olur.”

B- Onaylanan Uluslararası Düzenlemeler

1- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 1962 yılında Temsilciler Meclisi tarafından onaylanarak iç hukukta bağlayıcılık kazanmasının yanı sıra KKTC’de geçerliliği, Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmektedir.

Bu çalışma, amaçları bakımından sadece sözleşmenin normatif içeriği değil içeriğini yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatları da referans alınmıştır.

2- Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi

Onaylanan ve bu çalışma amaçları bakımından ele alınması gereken bir diğer sözleşme ise Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesidir. Bu sözleşeme 2006 yılında onaylanmıştır.

II- Anayasal Yükümlülük

Devletin, insan haklarıyla ilgili genel yükümlülüğüne ilişkin, bahsi geçen uluslararası sözleşmeler dışında Devletin anayasal yükümlülüğü de bulunmaktadır.

KKTC Anayasasının 1. maddesi gereğince KKTC, hukukun üstünlüğüne dayanmaktadır. Böylelikle, söz konusu madde gereğince hukuk devletinin temel ilkelerinin anayasal bir emir olarak kabul edilmesi ve uyulması gerekmektedir. Hukuk devleti ilkesi ve bu ilkenin benimsendiği KKTC Anayasasının 1. maddesi gereğince tüm devlet organları tüm eylem ve işlemlerinde hukuk kurallarına bağlıdır. Hukuk devleti kavramı statik değildir. Sürekli değişen ilkeler ile “hukuk devleti” anlayışı da kapsamını genişletmektedir. Günümüzde hukuk devleti olmanın temel taşlarından birini ise insan haklarına saygı oluşturmaktadır.Bununla birlikte, temel insan hakları sözleşmelerinde tanımlanan ve insan hakları hukuku çerçevesinde kabul edilen insan hakları, Anayasa içerisinde temel hak ve özgürlükler çerçevesinde tanımlanmış ve koruma altına alınmıştır.

Anayasa çerçevesinde ele alınan bu hakların niteliği ve korunmasına ilişkin yapılan tanımlamalar da anayasal yükümlülük açısından ele alınmalıdır. Bu bağlamda Anayasanın “ Temel Hakların Niteliği ve Korunması ” başlığı altındaki 10. maddesi bu hususa yer vermiştir.

İlgili madde şu şekildedir:

“Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlülüklere sahiptir. Devlet, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, kişi huzuru, sosyal adalet ve hukuk devletiyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal tüm engelleri kaldırır, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlar. Devletin, yasama, yürütme ve yargı organları, kendi yetki sınırları içinde bu Kısım kurallarının tam olarak uygulanmasını sağlamakla yükümlüdürler”

III- İnsan Haklarının Sınırlandırılması

Kimi haklar mutlak yani hiçbir durumda sınırlandırılamama özelliğine sahip olsa da, bir takım haklar mutlak olmayıp belli durumlarda sınırlandırılabilir. Bu husus, ilgili düzenlemelerde hakların tanımı yapılırken belirtilmiştir. Ancak söz konusu sınırlama, ilgili düzenlemelerde de öngörüldüğü gibi belli kurallara ve ilkelere bağlı kalmak zorundadır. İnsan haklarının sınırlanmasında dikkat edilmesi gereken en önemli husus, sınırlamanın istisnai, hakkın kullanımı ve korunmasının da temel amaç olmasıdır. Yani, belli bir temel hakkın ancak çok güçlü veya zorlayıcı nedenlerin varlığı halinde ve istisnai olarak sınırlanması gerekmektedir. Devlet tarafından sınırlamalar getirilmesine izin vermekten ziyade, bireylerin haklarını koruma amacına yöneliktir. Bu şekilde esasen kamu erkinin, bireyin güvence altına alınan haklarına keyfi müdahalesine karşı koruma amaçlanmaktadır.

Sınırlamaların ''hakların niteliği ile bağdaşması''; sınırlamanın söz konusu hakkın özüne dokunacak şekilde yorumlanmaması ve uygulanmamasını gerektirir.

Gerek uluslararası sözleşmeler gerekse KKTC Anayasası, tanınmış hak ve özgürlüklerin sınırlanmasında bu ilke ve kuralları öngörmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili maddeleri şu şekildedir:

Madde 17 -Hakların kötüye kullanımının yasaklanması

Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz.

Madde 18 -Hakların kısıtlanmasının sınırları

Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.

AİHS’in yanı sıra BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi de, insan haklarına getirilecek sınırlamalar için benzer ilke ve kurallara yer vermektedir.

Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin ilgili maddesi şu şekildedir:

5. Madde -Hakları kötüye kullanma yasağı

1. Bu Sözleşmenin hiç bir hükmü, bir Devlete, gruba veya kişiye, Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerin tahribini amaçlayan bir faaliyete katılma veya tasarrufta bulunma hakkı tanıdığı, veya hak ve özgürlüklerin bu Sözleşmede belirtildiğinden daha geniş ölçüde sınırlandırılmasına imkan verdiği şekilde yorumlanamaz.

2. Bu Sözleşmenin bir hakkı tanımadığı veya daha az ölçüde tanıdığı bahane edilerek, Sözleşmeye Taraf Devletlerden birinin iç hukukunda yasalarla, antlaşmalarla tanınmış bulunan veya geleneklerinde varolan temel insan haklarına sınırlama getirilemez veya bu haklara karşı yükümlülük azaltılamaz

Bahsi geçen uluslararası sözleşmelerin yanı sıra, Anayasa çerçevesinde de tanınan temel hak ve özgürlüklere getirilecek sınırlamalara ilişkin Devletin uyması gereken kural ve ilkeler açıkça öngörülmektedir. “Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlanması” başlığı altındaki 11. maddesi ile temel hakların belli durumlarda sınırlandığı durumların sınırlarını çizilmiştir.

İlgili madde şu şekildedir:

Madde 11- Temel Hak ve Özgürlüklerin Özü ve Sınırlanması

Temel hak ve özgürlükler, özüne dokunmadan, kamu yararı, kamu düzeni, genel ahlak, sosyal adalet, ulusal güvenlik, genel sağlık ve kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamak gibi nedenlerle ancak yasalarla kısıtlanabilir.

Maddenin normatif içeriğinden de anlaşılacağı üzere, getirilecek sınırlamalar açısından belirtilen amaçlara yönelik olma, özüne dokunmama yani hakkı tamamen ortadan kaldırıcı nitelik taşımama ve yasallık koşulu aranmaktadır.

Yukarıda da belirtildiği gibi bu sınırlar istisnaidir ve sınırlamalara ilişkin yetkiler kötüye kullanılmamalıdır. Anayasa çerçevesinde yetkilerin kötüye kullanılması açıkça yasaklanmıştır.

İlgili madde şu şekildedir:

Madde 12- Temel Hak ve Özgürlükler ile Yetkilerin Kötüye Kullanılmaması

Bu Anayasanın hiçbir kuralı, herhangi bir gerçek veya tüzel kişiye, zümre veya sınıfa, bu Anayasa ile güvence altına alınan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ve Kıbrıs Türk Halkının hak ve statüsünün değiştirilmesini veya bu Anayasanın kurduğu düzenin yok edilmesini veya tanınan temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını amaçlayan hareketlere girişmek ve faaliyetlerde bulunmak hak ve yetkisini verir biçimde anlaşılamaz ve yorumlanamaz.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

23 KASIM 2009 TARİHLİ EYLEME İLİŞKİN BULGULAR

23 Kasım 2009 tarihinde KKTC Cumhuriyet Meclisi, Kamu Çalışanlarının Aylık (Maaş, Ücret) ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasa Tasarısı'nı görüşürken, tasarıya karşı çıkan ve greve başlayan 28 sendika ve sivil toplum örgütü tarafından oluşturulan Sendikalar Platformu meclis binası önünde eylem yaptı.

Önceden izin alınma şartı olmadığından söz konusu eylemle ilgili herhangi bir merciye başvuru yapılmadı. Ancak, eylem öncesinde eylemin yapılacağı yer ve saat, basında geniş ölçüde yer aldı. Bu çerçevede Devlet yetkililerinin bilgilenmesi üzerine eylem günü polis, çevik birlik ve itfaiye ekipleri eylemin yapılacağı yerde hazır bulundu. Hem Polis Genel Müdürlüğü hem Polis Çevik Birliği hem de İtfaiye Genel Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, eylemden saatler önce Meclis önü, avlusu ve etrafında gerekli önlemleri aldı. İtfaiye araçları yerini aldı, polis ekipleri yerlerine yerleştirildi. Polis Çevik Birliği de malzemelerini dizerek eyleme hazır hale geldi. Dikkat çekici husus silahlı ekiplerin bulunmasıydı. Bununla birlikte eylem sırasında da silah kullanma girişimi olmuştur. Diğer dikkat çekici bir husus polis görevlilerinin yaka numaraları ve isimlerinin sökülmüş olmasıydı.Söz konusu ekiplerin bulundurulmasında genel asayişin sağlanmasının yanında esasen güdülen amaç eylemcilerin meclis önüne yürümesini engellemekti. Yazılı ve görsel basından elde edilen bilgiler ışığında, bunun amacı Meclise herhangi bir saldırının önlenmesi ve Meclisin itibarının ve saygınlığının korunması olarak gösterildi.

Bu amaçla sendika üyelerinin alana toplanması ile birlikte, polis de Meclis-Elçilik arasındaki yolu kesti.

Meclis binası ile Türkiye Cumhuriyeti'nin Lefkoşa Büyükelçiliği önünden geçen yolu trafiğe kapatan polis ve engeli aşmaya çalışan sendikacılar arasında gergin anlar yaşandı.

Barikatın aşılma girişimi nedeniyle 16 tutuklama yapıldı. Tutuklamalar sırasında polis tarafından güç kullanıldı. Tutuklananlar ile yapılan mülakatlarda elde edilen bulgular göstermektedir ki, 16 kişi bir van tipi aracın içine konularak havasız bir ortamda tutulmuşlar ve araba seyir halindeyken çarpmalara maruz bırakılmışlardır. Bununla birlikte, bir kişi bayılmış bir kişi ise araç içerisine sokulmaya çalışılırken burnunun araç tellerine çarpması sonucu yaralanmıştır.Tutuklanan kişilerin serbest bırakılmasını isteyen sendikacılar, polisin üzerine ve meclis binasına yumurta, domates ve tahta parçaları fırlattı. Tutuklu arkadaşları serbest bırakılıncaya kadar eylemlerine devam edeceğini duyuran sendikacılar, meclis önünden Lefkoşa Polis Genel Müdürlüğü binasına yürüdü. Eylemciler arasında yaşanan arbedenin ardından, eylemciler polis barikatını aşarak, Meclis önünde eyleme devam etti. Polis, göstericilerin üzerine biber gazı sıktı. Gazdan, göstericilerle birlikte polisler ve gazeteciler de etkilendi. Çıkan arbedede baygınlık geçiren polis memurları oldu.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

BULGULAR IŞIĞINDA 23 KASIM 2009 TARİHLİ EYLEMİN DEĞERLENDİRİLMESİ

23 Kasım 2009 tarihli eylem ve eyleme yapılan müdahale insan hakları çerçevesinde üç temel hak açısından ele alınmalıdır: Toplanma Özgürlüğü; İfade Özgürlüğü ve İşkence ve Kötü Muamele Yasağı.

Bu bağlamda farklı kanallardan elde edilen ve yukarıda açıklanan bulgular ışığında müdahalenin söz konusu hakları ihlal edici nitelik taşıyıp taşımadığı değerlendirildi.

Yapılan değerlendirme ile öncelikle toplanma özgürlüğü ve ifade özgülüğü kapsamında müdahalenin yasallığı, amacı ve gerekliliği irdelendi. Yapılan araştırma neticesinde farklı açılardan söz konusu hakların ihlal edildiği sonucuna varıldı.

Toplanma özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün yanı sıra, müdahalenin şekli ve niteliği işkence ve kötü muamele yasağı çerçevesinde değerlendirildi. Yapılan değerlendirme neticesinde müdahale sırasında ve müdahale kapsamında yapılan tutuklamaların akabinde kullanılan güç farklı açılardan kötü muamele olarak saptandı.

Tüm bu hususlar aşağıda detaylı olarak ele alınacaktır.

I- Toplanma Özgürlüğü ve İfade Özgürlüğü

A- Toplanma Özgürlüğü

1- Kapsam

Toplanma özgürlüğü KKTC tarafından da onaylanan bir çok uluslararası belgede kabul edilen insan haklarındandır. Toplanma özgürlüğü siyasi haklarla bağlantılı olup demokratik toplumların en temel öğelerinden birini oluşturmaktadır.

Toplantı özgürlüğü niteliği itibariyle kolektif bir özgürlüktür. Toplantı özgürlüğünü, bireylerin bir fikir ya da amacı açıklamak için kapalı veya halka açık yerlerde toplantı, gösteri ve yürüyüş vb. gibi, hangi şekil altında olursa olsun, bir araya gelmeleri olarak tanımlan-maktadır.

Düşünce değişiminde bulunmak veya belli ortak çıkarları savunmak amacıyla bir araya gelerek belli fikir ve kanaatler çerçevesinde kamuoyu oluşturma ya da siyasal karar organlarını etkileme amacına yönelen toplanma özgürlüğü, toplantıyı düzenleme, katılım ve serbest ifade öğelerini kapsamaktadır.

Toplanma özgürlüğünün kullanılabilmesi için, bir toplantı ya da protestoda aranan en önemli özellik, asayişi bozmayan, barışçıl nitelikte olmasıdır.

2- Uluslararası ve Ulusal Düzenlemeler

KKTC tarafından onaylanan ve iç hukukta bağlayıcılık kazanan uluslararası sözleşmelerde ve KKTC Anayasasında toplanma özgürlüğü koruma altına alınmıştır.

a- Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi

Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin ilgili maddesi Şu Şekildedir:

Madde 20

1. Herkesin silahsız ve saldırısız toplanma, dernek kurma ve derneğe katılma özgürlüğü vardır.

2. Hiç kimse bir derneğe girmeye zorlanamaz.

b- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde esasen iki farklı ama birbiri ile bağlantılı iki özgürlük -dernek kurma ve toplantı özgürlüğü- tek bir madde hükmü ile ele alınmıştır.

İlgili madde şu şekildedir:

Madde 11 Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü

Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.

c- BM Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi

BM Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi kapsamında ise toplanma özgürlüğü dernek kurma hakkından bağımsız bir şekilde ele alınmıştır.

İlgili madde şu şekildedir:

Madde 21- Toplanma özgürlüğü Barışçıl bir biçimde toplanma hakkı hukuk tarafından tanınır. Bu hakkın kullanılmasına ulusal güvenliği veya kamu güvenliğini, kamu düzenini (ordre public), sağlık veya ahlakı veya başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma amacı taşıyan, demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukuka uygun olarak getirilen sınırlamaların dışında başka hiç bir sınırlama konamaz.

d- Anayasa

Toplanma özgürlüğü, KKTC Anayasasında da tanımlanmış ve koruma altına alınmıştır. Yukarıda değinilen uluslararası düzenlemelerden farklı olarak bu söz hakka getirilecek sınırlamaların kapsamı daha dar tutulmuştur. Bu şekilde, toplanma özgürlüğünün kapsamına ilişkin daha geniş bir koruma sağlanmıştır. İlgili uluslararası sözleşmelerde yer alan hükümlerin yürürlükte olan veya yürürlüğe girecek olan ve kişiler için daha fazla koruma getiren iç hukuk, ikili veya çok taraflı antlaşma veya anlaşma hükümlerine halel getirir şekilde yorumlanmamasını güvence altına alınmış olmakla birlikte, Devletlerin üstlendiği ulusal ve uluslararası yükümlülüklerle daha geniş ölçüde korunan insan haklarının kullanılmasını sınırlayıcı şekilde de yorumlanamayacağı açıkça belirtilmiştir.

İlgili madde şu şekildedir:

Madde 32- Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı

Yurttaşlar, önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir. Bu hak, kamu düzenini korumak için yasa ile sınırlanabilir.

3- Devletin Toplanma Özgürlüğüne İlişkin Yükümlülüğü

Yukarıda da açıklandığı üzere Devletler insan haklarına ilişkin iki temel yükümlülüğe sahiptir: Pozitif ve negatif yükümlülük. Paralel olarak, Devletin toplanma özgürlüğüne ilişkin de pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Negatif yükümlülük çerçevesinde Devlet toplanma özgürlüğünü ihlal edici her türlü eylem ve işlemden kaçınmalıdır. Bu noktada, aşağıda açıklanacak olan meşru sınırlama sebepleri dışında toplanma özgürlüğünün keyfi biçimde kısmen veya tamamen ortadan kaldırılması, özgürlüğün kapsamının sınırlandırılması toplanma özgürlüğünü ihlal edici nitelik taşıyacaktır.

Bununla birlikte, toplanma özgürlüğüne ilişkin pozitif yükümlülük çerçevesinde ise Devlet yetkilileri yasal yollardan gerçekleştirilen her türlü gösterinin iyi işleyişini ve bütün vatandaşların güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Bu çerçevede, bireylerin toplanma özgürlüğünden tam ve etkin bir biçimde yararlanmasını sağlayıcı ve toplanma özgürlüğünü kullanan bireyleri koruyucu tedbirleri de almalıdır.

4- Toplanma Özgürlüğünün Sınırlandırılması

Yukarıdaki farklı düzenlemelerde yer alan ilgili hükümlerden de görülebileceği üzere toplanma özgürlüğü mutlak bir özgürlük olmayıp belli durumlarda sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Ancak belirtmek gerekir ki, bu sınırlamalar, sınırla sayım yöntemiyle sayılmıştır. Toplanma özgürlüğüne ilişkin sınırlamaların hangi durumlarda hangi şartlara tabi tutularak yapılabileceğine değinmeden önce belirtmek gerekir ki, devletin insan haklarına ilişkin genel yükümlülüğü çerçevesinde yukarıda açıklanan insan haklarının sınırlandırılmasına ilişkin ilke ve kurallara uygunluk söz konusu hakkın sınırlandırılmasında da mevcut olmalıdır. Bu çerçevede keyfi sınırlamalar engellenmelidir.

Devletin genel olarak insan haklarının sınırlandırılmasına ilişkin tabi olduğu ilkelerin yanı sıra, toplanma özgürlüğüne ilişkin yukarıda belirtilen hükümlerden de görüleceği ve uluslararası organların yorum ve kararlarında altı çizildiği üzere söz konusu özgürlüğün hangi hallerde ve hangi koşullara tabi tutularak sınırlandırılabileceği durumlar açıkça ele alınmıştır.

Devlet, yalnızca barışçı yöntemlerle toplanma özgürlüğünü güvence altına almakla yükümlü olmayıp aynı zamanda bu hakka dolaylı yoldan getirilecek aşırı kısıtlamalardan da kaçınmalarıdır. Bu bağlamda, toplanma özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin üç temel şart aranmaktadır:

1- Yasallık,

 2- Demokratik toplumda gereklilik,

3- Meşru amaç.

Sınırlamalar, ilgili uluslararası ve anayasal hükümlerde sınırlı olarak sayılan meşru amaçlara yönelik olmalı, sınırlama keyfiliğe yol açmayacak şekilde ulusal yasalarda düzenlenmeli ve nihayet müdahale sayılan bu sınırlamaların demokratik bir toplumun gereklerinden sayılması gerekmektedir. Bu üç öğe birlikte aranmaktadır. Getirilecek olan sınırlamalarda bu üç unsurdan herhangi birinin mevcut olmaması toplanma özgürlüğünün ihlallini teşkil edecektir. Bu koşullar aşağıda ihlallerin değerlendirilmesinde detaylı olarak ele alınacaktır.

B- İfade Özgürlüğü

1- Kapsam

İfade özgürlüğü bir çok uluslararası ve ulusal düzenlemede koruma altına alınan bir insan hakkıdır. İfade özgürlüğü bağımsız bir hak olmamasının yanı sırası toplanma özgürlüğünün niteliği gereği bu özgürlüğün bir parçasını oluşturmaktadır. Toplanma özgürlüğünün kullanılabilmesinin doğal sonucu kişilerin kendilerini ve düşüncelerini ifade edebilmesidir. İfade özgürlüğü kendini toplanma özgürlüğü çerçevesinde de gerçekleştirmektedir.

2- Uluslararası ve Ulusal Düzenlemeler

a- İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

Madde 18- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır.

Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.

b- Avrupa İnsan Hakları SözleĢmesi:

Madde 10 -İfade özgürlüğü

1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.

c- BM Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi

Madde 19- İfade özgürlüğü

1. Herkesin, bir müdahale ile karşılaşmaksızın fikirlere sahip olma hakkı vardır.

2. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir; bu hak bir kimsenin ülke hudutlarıyla sınırlanmaksızın sözlü, yazılı veya basılı veya sanatsal urun şeklinde veya kendi tercih ettiği başka bir iletişim vasıtasıyla her türlü bilgi ve düşünceyi arama, edinme ve ulaştırma özgürlüğünü de içerir.

3. Bu maddenin ikinci fıkrasındaki haklar özel bir ödev ve sorumlulukla kullanılır. Bu nedenle bu hak, sadece hukuken öngörülen ve aşağıdaki sebeplerle gerekli olan sınırlamalara tabi tutulabilir:

a) Başkalarının haklarına ve itibarına saygı;

b) Ulusal güvenliği veya kamu düzenini, veya sağlık ve ahlakı koruma.

d- Anayasa

Madde 24-Düşünce, Söz ve Anlatım Özgürlüğü

(1) Herkes, düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir; kimse, düşünce ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz. Düşünce suçu yoktur.

(2) Herkes, düşünce ve kanaatlarını, söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.

Bu hak, herhangi bir resmi makamın müdahalesi ve Devlet sınırları söz konusu olmaksızın, kanaatını anlatma, haber ve fikir alma ve verme özgürlüklerini kapsar.

(3) Söz ve anlatım özgürlüklerinin kullanılması, yalnız ulusal güvenlik, anayasal düzen, kamu güvenliği , kamu düzeni, genel sağlık, genel ahlak yararı için veya başkalarının şöhret veya haklarının korunması veya bir sırrın açıklanmasının önlenmesi veya yargının otorite veya tarafsızlığının sürdürülmesi için gerekli ve yasanın koyduğu yöntemlere, koşullara, sınırlamalara veya cezalara bağlı tutulabilir.

AİHM toplanma özgürlüğüne ilişkin maddeyi, otonom rolü ve kendine özgü uygulama alanına rağmen, bazı durumlarda, 9 ve 10’uncu maddelerin ışığında ele alıp değerlendirmektedir. Mahkemeye göre, 9 ve 10’uncu maddeler, 11’inci maddenin de unsurlarındandır ve bu maddelerin ihlali 11’inci maddenin ihlaline katılan ilave ihlallerdir. Mahkeme, Young, James Ve Webster/Birleşik Krallık davasında bu durumu “Mahkemeye göre, 9 ve 10’uncu maddelerin sağladığı kişisel görüşleri koruma, 11’inci maddede güvence altına alınan örgütlenme öz-gürlüğünün de hedefleri arasında yer alır. Buna göre, bir kimseyi kanaatleri ile çelişen bir örgüte girmeye zorlamak için başvuruculara yapıldığı türden baskı uygulanması, bu maddenin de özüne temas eder” şeklinde ifade etmektedir. Mahkemenin aynı görüşleri Vogt v. Almanya ve Hasan ve Chaush v. Bulgaristan kararlarında da dile getirmektedir.

C- 23 Kasım Tarihli Eyleme Yapılan Müdahalenin Toplanma Özgürlüğü ve İfade Özgürlüğü Çerçevesinde Değerlendirilmesi

23 Kasım 2009 tarihli eyleme müdahale yapıldığı açıkça görünen bir husustur. Elde edilen tüm bulgurlardan görülmektedir ki, eylem günü polis ve çevik kuvvetin hazır bulunduğu meclis önüne eylemcilerin geçmesi engellenmiştir. İlk etapta mekansal bir sınırlama olarak ortaya çıkan müdahale daha sonra eylemcilerin dağıtılması ile sonuçlanmıştır.

Bu noktada toplanma özgürlüğü açısından, eyleme yapınla müdahalenin yasallığı amacı ve gerekliliği sorgulanmalıdır.

1- Eylemin “Barışçıl” Niteliğinin Değerlendirilmesi

Toplanma özgürlüğünün kullanılabilmesi için, aranan en önemli özellik toplantının, asayişi bozmayan, barışçıl nitelikte olmasıdır. Gösterilere genel bir yasak getirilmesi, ancak ortada söz konusu gösterilerin kargaşa ile sonuçlanacağı ve bu kargaşanın daha hafif önlemlerle engellenemeyeceği yönünde gerçek bir tehlike varsa haklı görülebilir. Bu nedenle gösterileri yasaklama emirlerinin kesin olarak haklı ve somut gerekçelere dayanması gerekir. Belirtmek gerekir ki olay şiddete dönse bile, etkinliğin asıl niyeti barışçıl olduğu sürece 11’inci maddenin koruması geçerlidir.

AİHM nezdinde göstericilerin şiddete başvurmadıkları durumlarda, AİHS’nin 11. maddesi ile garanti altına alınan toplantı özgürlüğü kavramının içeriğinin boşaltılmaması bakımından kamu erkinin barışçı gösterilere belli ölçüde hoşgörü göstermesi önem arz etmektedir.

2- Eyleme Yapılan Müdahalenin Değerlendirilmesi

b- Yasallık

Söz konusu müdahale ile ilgili ilk olarak sorgulanması gereken nokta müdahalenin hukuka uygunluğudur.

Yukarıda da değinildiği gibi toplanma özgürlüğüne getirilecek olan sınırlamaların yasal dayanağı olması gerekmektedir. Bu husus özellikle, keyfi sınırlandırmaların engellenmesi açısında önem taşımaktadır.

Devletin yasayla öngörülenin ötesinde genel, zımni veya ek sınırlamalar getirme yetkisi yoktur. Bununla birlikte yasalarda yer alan hükümler, tanınmış hak ve özgürlükleri ortadan kaldırır şekilde yorumlanamaz.(57. Madde 5(1)) Yukarıda devletin insan haklarına ilişkin genel yükümlülüğü çerçevesinde açıklanan tüm hak ve özgürlüklere getirilecek sınırlamaların sınırları bu nokta da önem taşımaktadır.Tüm bunlarla birlikte, yasallarla getirilecek olan sınırlamaların da yukarda açıklanan ilgili uluslararası sözleşmeler ve Anayasa hükümlere uygun olması gerekmektedir. Yasa içerisinde ele alınan sınırlamaların bu bağlamda ele alınması gerekmektedir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşleri ile ilgili bir takım kurallar 17 nisan 1958 tarihli Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yapılmasını Düzenleyen Yasa (Fasıl 32) çerçevesinde düzenlenmiştir. Bu yasa kapsamında belli durumlarda belli koşullara tabi tutularak toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin sınırlandırılabileceği öngörülmüştür.

Söz konusu yasa çerçevesinde toplantı ve gösteri yürüyüşlerine birtakım izin ve bildirim şartları getirilmiştir.

İlgili madde şu şekildedir:

Madde 4

Her kim, bir umumi yerde bir toplantı veya bir gösteri yürüyüşü düzenlemek veya yapmak isterse, evvela bu hususta Kaymakama belirlenmiş şekilde bir dilekçe sunar. Bu maddenin (5). fıkrası uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından verilen genel veya özel direktiflere bağlı kalınarak Kaymakam, böyle bir toplantının veya gösteri yürüyüşünün asayişi olumsuz yönde etkileme olasılığı olmadığına kanaat getirdiği taktirde, belirlenecek biçimde, aşağıdaki hususları saptayan, bir izin verebilir:

(1) (a) Gösteri yürüyüşleri ile ilgili olarak gösteri yürüyüşünün amacını, geçebileceği yolları ve bu yollardan hangi saatlerde geçebileceğini ve Kaymakamca uygun görülecek diğer koşulları:

(b) Toplantılar ile ilgili olarak toplantının amacını, yapılabileceği yeri ve hangi saatlerde veya saatler arasında yapılabileceğini ve Kaymakamca konması uygun görülen diğer koşulları;

(c) İznin verildiği kişi veya kişilerin isim veya isimlerini.

(2) Bu maddenin (1). fıkrası kuralları uyarınca kendine izin verilen herkes, izinde belirtilen tüm koşulları yerine getirmekle yükümlüdür.

Belirtmek gerekir ki, uygulamada izin şartı aranmamakta sadece belli durumlarda bilgi verilmektedir.

Esasen izin şartı, çevreye zarar vermeden gerçekleşmesini sağlamak için önlem alınabilmesi amacını taşımaktadır. Bu bağlamda örneğin eğer sokakta gösteri yapılacaksa, gösterinin dışarıdan müdahale olmaksızın yapılmasını güvence altına almaya ve trafiğin düzenli işlemesini sağlamaya yönelik düzenlemeler mümkündür.

AİHM toplanma özgürlüğüne getirilecek sınırlamalarda iç hukukta yer alan hükümlerden bağımsız olarak, eylemin niteliğini: barışçıl olup olmadığını kıstas almaktadır. Örnek vermek gerekirse, Karatepe ve diğerleri v. Türkiye davasında göstericiler iç hukukta öngörülen izin alınmaksızın eylem yapmışlar ve buna mukabil eyleme müdahale yapılmıştır. Ancak, olayın kendi koşulları içinde AİHM buna rağmen toplanma özgürlüğünün ihlal edildiğini tespit etmiştir. Yasa içerisinde hangi durumlarda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yasaklanabileceği de ele alınmıştır.

Madde 5- Diğer Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşlerini Yasaklama Yetkisi

(1) Bakanlar Kurulu asayiş veya kamu güvenliği bakımından gerekli olduğuna inandığı herhangi bir zamanda bir emirname ile ;

(a) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin herhangi bir bölgesinde umumi yer olmayan herhangi bir yerde herhangi bir toplantı veya gösteri yürüyüşünün veya herhangi bir toplantı veya gösteri yürüyüş türünün yapılmasını genel olarak yasaklayabilir; veya

(b)Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin herhangi bir bölgesinde umumi yer olmayan bir yerde herhangi bir toplantı veya gösteri yürüyüşü, veya herhangi bir gösteri yürüyüşü türünün belirli tarihlerde veya belirli bir süre içinde veya belirli saatler içinde, veya belirli bazı koşullar dışında yapılmasını yasaklayabilir.

(c) Kaymakam, asayiş veya kamu güvenliği bakımından gerekli olduğuna inandığı herhangi bir zamanda bir emirname ile;

(2) Kaymakam, asayiş veya kamu güvenliği bakımından gerekli olduğuna inandığı herhangi bir zamanda bir emirname ile;

(a) İlçenin herhangi bir bölgesinde umumi yer olmayan herhangi bir yerde herhangi bir toplantı veya gösteri yürüyüşünün veya herhangi bir toplantı veya gösteri yürüyüş türünün, yapılmasını genel olarak yasaklayabilir; veya

(b) İlçenin herhangi bir bölgesinde umumi yer olmayan bir yerde herhangi bir toplantı veya gösteri yürüyüşünün veya herhangi bir toplantı veya gösteri yürüyüşü türünün, belirli tarihlerde veya belirli bir süre içinde veya belirli saatler içinde veya belirli bazı koşullar dışında yapılmasını yasaklayabilir.

Bu nokta yapılan tanımlamalarda “umumi olmayan yer” lere ilişkin sınırlamalar öngörülmüştür. Yasa içerisinde umumi yer ise şu şekilde tanımlanmıştır: “Herhangi bir yolu, pazar yerini, meydanı, sokağı, köprüyü veya halk tarafından yasal olarak kullanılan başka bir geçiş yerini ve ayrıca, etrafının herhangi bir şekilde çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, halkın ilgili zamanda paralı veya parasız olarak girebileceği üstü açık herhangi bir yeri kapsar; ancak herhangi bir binayı kapsamaz.”

Eylemin gerçekleştirilmek istenildiği yer yani Meclis önü maddeler içinde ele alınan umumi olmayan yer kapsamına girmemektedir. Bu nedenle Meclis önünde eylem yapılmasının engellenmesi yasal dayanaktan yoksundur.

b- Meşru Amaç

Toplanma özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin meşru amacı olmalıdır. Meşru amaç yukarıda açıklanan uluslararası ve ulusal düzenlemelerde sınırlı olarak sayılmıştır. Bu hükümler ışığında “meşru amaç” şu şekillerde ortaya çıkmaktadır: 1- Ulusal güvenliğin korunması; 2- Kamu düzeni; 3- Suç işlenmesinin ve toplumsal kargaşanın önlenmesi; 4- Genel ahlak ve sağlığın korunması; 5- Başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması.

Yetkililer, yapılan müdahale ile ilgili bir takım argümanlar getirmiş ve müdahalenin meşru bir amaca yönelik olduğunu savunmuşlardır. Ancak, eylem ve eyleme ilişkin koşullar değerlendirildiğinde müdahaleyi gerekli kılacak somut bir tehlikenin varlığına rastlanmamıştır. Bu çerçevede yetkililer tarafından somut tehlike olarak nitelendirilen durumun ulusal güvenlik ve kamu düzeni temelinde ele alınması gerekmektedir. Bu bakımdan öncelikle ulusal güvenlik ve kamu düzeninin nasıl yorumlanması gerektiği önem taşımaktadır.

Ulusal güvenlik

Ulusal güvenlik yalnızca, kuvvet kullanma ve kullanma tehdidine karşı ulusun varlığını, toprak bütünlüğünü ve siyasi bağımsızlığını korumak için alınan belli hakları sınırlayan tedbirleri meşru kılmak için bir gerekçe olarak kullanılabilir.

Ulusal güvenlik, sadece hukuka ve düzene yönelik yerel veya görece münferit tehditleri önlemek üzere getirilen sınırlamalara gerekçe olamaz.

Ulusal güvenlik, muğlak ve keyfi sınırlamalar getirmek için bahane olarak kullanılamaz ve ancak, kötüye kullanmalara karşı uygun güvenceler ve etkili hak arama yolları varsa bu gerekçe kullanılabilir.

Hakların sistematik ihlalleri, ulusal güvenliği zayıflatır ve uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye sokar. Bu tür ihlallerden sorumlu olan bir Devlet, ulusal güvenliği, bu ihlallere muhalefet edenleri sindirmek veya toplumu baskı altında tutmak için alınan tedbirlere gerekçe olarak kullanamaz.

Kamu düzeni

“Kamu düzeni” toplumun işlemesi için gerekli olan kurallar bütünü veya toplumun üzerine inşa edildiği temel ilkeler dizisi olarak tanımlanabilir. Ekonomik, sosyal ve kültürel haklara saygı kamu düzeninin bir parçasıdır.

Kamu düzeni, bu gerekçeyle sınırlandırılan belirli ekonomik, sosyal ve kültürel hakların amacı bağlamında yorumlanacaktır. Kamu düzeninin sağlanmasından sorumlu Devlet organ ve temsilcileri, yetkilerini kullanmalarıyla ilgili olarak parlamentonun, mahkemelerin ve yetkili diğer bağımsız yapıların denetimi altında olacaklardır.

Araştırma kapsamında elde edilen bulgular göstermektedir ki, eylemin amacı hazırlanan yasa tasarısını protesto etmek olup herhangi bir barışçıl olmayan ve/veya kamu düzeni açısından tehlike oluşturan unsurlar taşımamaktadır.

Yapılan müdahale bu çerçevede değerlendirilmelidir. Toplanma özgürlüğüne yapılacak müdahalelerde yukarda açıklanan hususlara ilişkin somut bir tehlike olması gerekmektedir.Sınırlamanın gerekliliğine ilişkin her değerlendirmenin nesnel temeller üzerine yapılması gerekir. Söz konusu müdahalenin de bu şekilde ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.

Halka açık bir alanda gerçekleştirilen her türlü gösteri günlük yaşamın akışını belirli bir ölçüde bozacak bir karışıklığa ve hasmane tepkilere yol açabilir. Ancak, AİHM, durumun kurallara aykırı olmasının, tek başına, toplanma özgürlüğüne müdahaleyi haklı çıkarmayacağına itibar etmektedir. Bu nedenle eylem ve yürüyüş yapılmasının doğası gereği oluşabilecek düzeni bozucu minimum koşullar toplanma özgürlüğüne müdahale edilmesini gerektirmemekte ve meşru kılmamaktadır.

Bununla birlikte yetkililerin farklı yönlerdeki savları değerlendirilirse, somut tehlike olarak nitelendirilen eylemcilerin Meclisi basma tehlikesi çerçevesinde de meşru bir amaç bulunmamaktadır. Böyle bir durumda sadece Meclisin sınırlarının korunması yeterli olacaktı ve Meclisin önündeki yolun kapatılmasına gerek kalmayacaktı.

Her halükarda, müdahale derhal herhangi bir ihbar yapılmaksızın ve yürüyüşün hemen başında yapılmıştır. Bu şekilde, herhangi bir tehlikenin varlığı görülmeden yapılan müdahale ile toplanma özgürlüğü engellenmiştir.

Eylemcilerle yapılan mülakatlarda, çok sıklıkla müdahalenin kendi içinde direnişi kırma amacı taşıdığı vurgulanmıştır.

c- Demokratik toplumda gereklilik

Toplanma özgürlüğünün sınırlanmasında aranan bir diğer şart ise “gerekliliktir”. Gereklilik kavramının tanımlanması ise demokratik toplum açısından yapılmaktadır. Bu hususa toplanma özgürlüğüne ilişkin yapılan şikayetleri değerlendirirken AİHM tarafından vurgu yapılmaktadır. 'Demokratik bir toplumda'' ifadesi, sınırlamaların uygulanmasını sınırlayıcı bir ifade olarak yorumlanmaktadır. Sınırlamaların demokratik toplum gereklerine aykırı olmadığını gösterme yükümlülüğü, sınırlama getiren Devlet üzerindedir. Tek bir demokratik toplum modeli olmamakla beraber, Birleşmiş Milletler Kurucu Antlaşması ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile öngörülen insan haklarını tanıyan ve bunlara saygı gösteren bir toplum, bu nitelikte görülebilir.. ''Gerekli olan"  ifadesi aşağıda sayılan kısıtlamaları içinde barındırır:

(a) zorunlu bir kamusal veya sosyal ihtiyacı karşılamalı;

(b ) meşru bir amaca yönelik olmalı; ve

(c) amaçla orantılı olmalıdır.

Yapılan müdahale açısından değerlendirilmesi gereken bir diğer önemli husus eylem öncesi ve/veya eylem sırasında eylemcilere herhangi bir ihtarda bulunulmaksızın müdahalenin hemen yapılmasıdır. Bu noktada, önemli olan husus eylemcilerin tutumunu eylemin niteliğini daha görmeden yapılan müdahalenin gerekliliğinin ortadan kaldırılmasıdır. Eylemin başlamasını takip eden dakikalarda göstericilerin yakalanması ile sona erdiği görülmektedir. Bu konudaki acelecilik özellikle dikkat çekmektedir.

Eylemciler muhtemel trafik sıkıntıları dışında kamu düzenini tehlikeye atacak bir tehdit oluşturmamaktadır. Burada söz konusu olan bir grubun mevcut bir yasa tasarısına dikkat çekmektedir. Eylemin söz konusu bu amacı nedeniyle meclis önünde yapılması gerekmektedir. Ancak bu şekilde eylem amacına ulaşabilecektir. Ayrıca, toplantı özgürlüğü gerek özel konutlarda ve gerekse halka açık yerlerde bir araya gelmeyi de içerir ve bu anlamda gösteri yürüyüşü yapma hakkını da kapsar. Şöyle ki: toplanma özgürlüğü statik toplanma ile birlikte yürüyüş yapma hakkını da içerir. Bu nedenle sadece bir alanda eyleme izin verilmesi toplanma özgürlüğünün ihlal edilmediği anlamına gelmez.

Eyleme yapılan müdahale sonucu, bazı eylemciler tutuklanmıştır. Bu hususla ilgili en dikkat çekici husus tutuklamalar polis barikatını aşmaya çalışılması temel kıstas olarak alınmamış ve rasgele tutuklamalar yapılmıştır. Tutuklanan eylemciler arasında şiddet kullanmayan veya direniş göstermeyen eylemciler de bulunmaktadır.

AİHM, özellikle Ezelin/Fransa davasında barışçıl toplantı kavramı üzerinde ayrıntılı olarak durmuştur. Bu davada avukat olan başvurucu, üç militanın mahkumiyet kararlarını protesto etmek amacıyla Guadeloupe Bağımsızlık Hareketi ile bazı sendikalar tarafından yapılan gösteri yürüyüşüne katılıp, pankart taşımıştı. Hakkındaki ceza kovuşturması takipsizlikle sonuçlanınca savcı tarafından, baro disiplin kurulundan disiplin cezası verilmesi istenmiş ancak savcının bu talebinin baro disiplin kurulunca reddedilmesi üzerine mahkeme kararıyla başvurana kınama cezası verilmişti. AİHM, devletin asayişin bozulmasını önleme ihtiyacının, insanları düşüncelerini barışçıl bir yolla kamuya duyurmaktan caydırmaması gerektiğini dile getirmiş, başvurucuya uygulanan yaptırımın söz konusu olayla orantılı olmadığını ve barışçıl yollarla protesto edebilme hakkı üzerinde caydırıcı etki oluşturduğunu belirterek 11’inci maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. Tutuklamalar bu bağlamda değerlendirildiğinde bu sonucun ortaya çıktığı görülmektedir.

Sonuç olarak polisin kaba kuvvet uygulayarak müdahale etmesini ve başvuranların cezai yargılama konusu edilmesini orantısız olarak kabul etmektedir. Bu tedbirler kamu düzeninin veya ulusal güvenliğin korunması bakımından gereklilik arz etmemektedir.Toplantı özgürlüğünün yukarda da açıklandığı üzere düşünceyi açıklama veya başkalarına ulaştırma ortak amacı vardır. Bu nedenle, toplantı özgürlüğünün ihlal edilmesi paralel olarak ifade özgürlüğünün de ihlal edilmesi sonucunu mevcut koşullar çerçevesinde doğurmaktadır.II-

İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE YASAĞI

A- Kapsam

İşkence ve Kötü muamele yasağı kapsamında; işkence; kötü muamele; insanlık dışı ve küçük düşürücü muamele ve ceza yasaklanmıştır. Söz konusu yasak mutlaktır. Şöyle ki; hiçbir istisnaya yer verilmeksizin geçerlidir ve hiçbir şekilde bu yasağın ihlal edilmesinin meşru sayılması söz konusu olamaz. Bu husus işkence yasağının ele alındığı bir çok uluslararası belgede de dile getirilmiştir. Maddenin kayıtsız şartsız hükümlerine göre, uluslararası hukuk kapsamında bu maddeyi ihlal eden eylemlerin gerekçesi asla bulunamaz. Diğer bir ifadeyle, iç hukuk sistemleri yasaklanmış davranışlara başvurulmasına gerekçe teşkil eden hiçbir faktörü mağdurun davranışı, kötü muameleyi uygulayanın soruşturmayı tamamlamak veya bir suçu engellemek için maruz kaldığı baskı, herhangi bir dış etken veya başkaca bir faktörü içeremez.

İşkencenin tanımı:

“İşkence” terimi, bir kimseye kendisinden ya da üçüncü bir kişiden bir bilgi ya da bir itiraf sağlamak, kendisinin ya da üçüncü bir kişinin işlediği ya da işlediğinden kuşku duyulan bir eylemden ötürü onu cezalandırmak, kendisine ya da üçüncü bir kişiye gözdağı vermek ya da onları zorlamak amacıyla ya da herhangi bir ayrımcılığa dayalı bir nedenle bir resmi görevli ya da resmi sıfatla davranan bir başkası tarafından ya da onun kışkırtması ya da oluru ya da izniyle bilerek maddi ya da bağlantılı olarak sadece yasal yaptırımlardan doğan acı ya da eziyet işkence sayılmaz.

İnsanlık dışı ve küçük düşürücü muamele

Yasak, sadece işkence değil işkenceye varmayan ancak kötü muamele olarak da nitelendirilebilecek her türlü insanlık dışı ve küçük düşürücü muameleyi de kapsamaktadır.

Yeterli yoğunluk ve amaç unsuru taşımaması nedeniyle işkence addedilmeyen kötü muamele insanlık dışı veya küçük düşürücü olarak sınıflandırılmaktadır.

Yunan davasında AİHM şu saptamayı yapmıştır : “insanlık dışı muamele kavramı, uygulandığı ortama göre gerekçesi bulunmayan ve kasti olarak şiddetli fiziksel veya ruhsal eziyet veren muameleyi kapsar

İşkence ile insanlık dışı muamele veya cezalandırma nitelik olarak aynı olmakla birlikte, derece olarak farklılık göstermektedir. Yani, hepsi “kötü muamele” kapsamına girmekte ancak kişinin maruz kaldığı baskının, acı veya elemin ağırlık ve yoğunluğu bakımından farklılaşmaktadır. İşkence olarak nitelenmese de insanlık dışı veya onur kırıcı nitelikteki bir kötü muamele olabilmektedir. Muamelenin “insanlık dışı” olarak kabul edilmesinin nedeni taammüt içermesi, kesintisiz olarak saatler boyunca uygulanması ve bedensel yaralanmaya veya yoğun fiziksel ve ruhsal eziyete yol açmasıdır. İnsanlık dışı muameleye çoğunlukla gözaltı koşullarında rastlanmaktadır. Burada alıkonulan kişiler şiddetli kötü muameleye maruz kalmakla birlikte, bu muamelenin yoğunluğu işkence olarak sınıflandırılmak için yeterli düzeyde değildir.

İşkence ve zalimane, insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele veya ceza yasağı, mağdurun fiziksel olduğu kadar ruhsal olarak da acı çekmesine sebep olan eylemleri de kapsar.

Belirtmek gerekir ki, her türlü kaba ve sert muamele yasak kapsamına girmez. Kötü muamelenin yasak kapsamına girebilmesi için belli bir asgari şiddet düzeyinde olması gerekmektedir.

B- Uluslararası ve Ulusal Düzenlemeler

İşkence ve kötü muamele yasağı birçok uluslararası ve ulusal metinde düzenlenmiştir.

1- İnsan Hakları Beyannamesi:

Madde 5- Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.

2- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Madde 3- İşkence Yasağı:

Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, işkence yasağını ele alan AİHS’in 3. Maddesi ile yaşam hakkını güvenceye alan 2. Maddesinin önemine kararlarında özellikler vurgu yapmaktadır. AİHM’e göre demokratik toplum olmanın temel gereklerinden biri 3. Maddenin ihlal edilmemesidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, AİHS’nin 3. maddesinin AİHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel hükümlerinden biri olduğunu ve maddenin demokratik toplumların temel değerlerinden birini güvence altına aldığını belirtmekte ve bireylerin korunması için bir araç olarak AİHS’nin amaç ve hedefi, bu hükümlerin tanıdığı güvenceleri pratik ve etkili kılacak şekilde, yorumlanıp uygulanmasını sağlamak olduğunu vurgulamaktadır.

3- BM Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi

Madde 7- İşkence Yasağı

Hiç kimse işkenceye veya zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamaz. Ayrıca hiç kimse, serbest iradesi olmadan tıbbi veya bilimsel bir deneye tabi tutulamaz.

4- BM İşkence ve Diğer Zalimce İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Davranış Veya Cezalandırmalara Karşı Sözleşme

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi tarafından 2004 yılında onaylanan Birleşmiş Milletlerin “İşkence ve Diğer Zalimce İnsanlık Dışı Veya Onur Kırıcı Davranış veya Cezalandırmalara Karşı Sözleşmesi” işkencenin önlenmesine ilişkin daha geniş hükümlere yer vermektedir.

Madde 2

1. Taraf Devlet, yargı yetkisi içindeki herhangi bir ülkede işkence eylemini önlemek üzere etkin yasal, yönetsel, yargısal ya da öteki önlemleri alır.

2. İster bir savaş durumu ya da bir savaş tehdidi, ister iç siyasal karışıklık, ister bir başka olağanüstü durum söz konusu olsun, hiçbir ayrıksı durum işkenceyi haklı gösteremez.

3. Bir üstten ya da bir makamdan alınan emir, işkencenin gerekçesi olamaz.

Madde 16

1. Taraf her Devlet, yargı yetkisi içinde bulunan bir ülkede, bir resmi görevli ya da resmi sıfatla davranan bir başkası tarafından ya da onun kışkırtması ya da oluru ya da kabulüyle işlenmesi durumunda 1. Maddede tanımlanmış işkence ölçüsünde olmayanbaşka zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ya da cezayı da önlemeyi üstlenir. Özellikle 10, 11, 12 ve 13. Maddelerde yer alan yükümlülüklerini; işkenceye ilişkin hükümleri öteki zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ya da cezaya ilişkin sayacak biçimde uygular.

2. Bu Sözleşmenin hükümleri, zalimce, insanlık dışı yada onur kırıcı davranış ya da cezayı yasaklayan ya da suçluların geri verilmesi ya da sınır dışı edilmesine ilişkin öteki uluslararası belgelerin ya da ulusal yasaların hükümlerini zedelemez.

5- Anayasa

KKTC Anayasası çerçevesinde de işkence yasağı kabul edilmiştir.

Madde 14- Kişi dokunulmazlığı

(1) Herkes, barış, güven ve huzur içinde yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

(2) Kimseye eziyet ve işkence yapılamaz.

(3) Kimse, insanlık onuruyla bağdaşmayan bir cezaya çarptırılamaz veya muameleye bağlı tutulamaz.

(4) Kişinin şeref ve haysiyeti dokunulmazdır. Herkes buna saygı göstermek ve korumakla

yükümlüdür.

Ceza Yasası

Yukarda bahsi geçen uluslararası belgeler ve Anayasa çerçevesinde işkence yasağına

İlişkin Devlete yükletilen sorumluluk kapsamında işkence suç olarak tanımlanmalıdır.

Yukarda bahsi geçen İşkence Ve Diğer Zalimce İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı

Davranış veya Cezalandırmalara Karşı Sözleşmenin 4. Maddesinde ise bu durum açıkça

öngörülmektedir. Buna göre her bir taraf devletin bütün işkence fiillerini, işkence fiilini

işlemeye teşebbüs ile herhangi bir kimsenin işkenceye iştirak etme veya katılmasını oluşturan

fiilleri kendi ceza kanununda suç olarak düzenleyeceği öngörülmüştür.

Ancak, yürürlükte olan ceza yasası kapsamında işkence suç olarak tanımlanmamıştır. Mevcut ceza yasasında işkence ile ilgili özel bir hüküm olmamasına karşın, genel hükümlerden hareket edilebilir.

C- Devletin İşkence ve Kötü Muamele Yasağına İlişkin Yükümlülüğü

Devletin diğer insan haklarında olduğu gibi işkence yasağına ilişkin pozitif ve negatif yükümlülüğü bulunmaktadır. Negatif yükümlülük çerçevesinde bütün kanun adamlarının işkence ya da diğer zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezalandırma fiillerini işlemeleri, bu eylemleri teşvik etmeleri veya hoş görmeleri yasaktır. Amirleri tarafından kendilerine bu tür eylemlerde bulunmaları için emir verilmiş olması, bu tür eylemleri haklı göstermek için ileri sürülemez; aslında bu memurlar, böylesi emirlere uymama ve bu emirleri rapor etme konusunda uluslararası belgelerler bağlıdırlar.

Pozitif yükümlülük çerçevesinde ise, işkence eylemlerinin azaltılması yönünde adımlar atılması örneğin polislere eğitim verilmesi gerekmektedir. Bu yükümlülük çerçevesinde devlet ayrıca makul bir işkence iddiasını soruşturmakla da yükümlüdür.

AİHM, içtihatlarında kişinin polis ya da diğer devlet yetkilileri tarafından, AİHS’in işkence yasağına ilişkin ilgili maddesini ihlal edecek şekilde kötü muameleye maruz bırakıldığına dair makul bir iddiada bulunması durumunda, söz konusu maddenin, Devlet’in AİHS’nin 1. maddesi bağlamındaki “yetki alanları dahilindeki herkese AİHS’de belirtilen hak ve özgürlükleri sağlaması” gerektiğine ilişkin genel yükümlülüğü ile birlikte dikkate alındığında, etkili bir resmi soruşturma yapılmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır.

Yapılcak olan soruşturma, sorumlu kişilerin tespit edilmesini ve cezalandırılması amacını taşımalıdır. Bu şekilde, uygulamada işkence ve kötü muamelenin önlenmesine ilişkin somut adımlar atılabilecektir.

B- 23 Kasım 2009 Tarihli Eyleme Yapılan Müdahalenin İşkence Yasağı Çerçevesinde Değerlendirilmesi

1- Güç Kullanımı

Kamu düzenini ve asayişi korumak ve sağlamakla yükümlü olan emniyet kuvvetlerinin güç kullanma yetkisi olduğu kabul edilmektedir. Ancak bu yetki, amacı ile sınırlıdır. Uluslararası belgeler, yasa uygulayıcıların güç kullanımını kısıtlamaktadır. Yasa uygulayıcıları yalnızca kesinlikle gerekli olduğunda ve şartların gerektirdiği asgari ölçüde güç kullanabilirler. Kanun adamları bütün olaylarda, durumun ciddiliğine ve ulaşılacak hedefin meşruluğuna uygun ve bununla sınırlı bir biçimde hareket etmelidirler. Bu çerçevede emniyet görevlileri kamu düzenini gerçekten tehdit eden veya tehlikeye düşüren eylemler ve durumlar ortaya çıktığında harekete geçebilir. Emniyeti sağlama yetkisi, ortada kamu düzenini tehdit veya tehlikeye sokan bir eylem veya durum yokken kullanılır ise, yapılan işlem sebep öğesi yönünden hukuka aykırı olur. Öte yandan, kamu düzenini tehdit eden veya tehlikeye sokan eylem ve durumun ağırlığı da, yetki kullanılarak alınacak önlemin konusunu belirleyecektir. Bir başka anlatımla emniyet önlemi, bu önlemin alınmasına yol açan eylem veya durumun ağırlığı ile orantılı(ölçülü) olmalıdır. Emniyet güçleri ayrıca yasaları uygulamakla mükelleftirler ancak, bu mükellefiyetlerini yerine getirirken bazı kurallara uymak zorundadırlar. Bu kuralların en başında, görevini yerine getirirken kullanılacak olan güç ile ilgili zorunlu kurallardır. Şöyle ki: Emniyet kuvvetleri ancak kesinlikle zorunlu olduğunda ve görevini yerine getirmesi için gerektirdiği ölçüde güce başvurabilir. Yani, emniyet kuvvetlerinin sahip olduğu bu yetki istisnai ve gerekli durumlarda ölçülülük ilkesi çerçevesinde söz konusudur.

Belirtmek gerekir ki, makul güç kullanımı işkence ve kötü muamele yasağının belli durumlarda sınırlandırılmasına ilişkin bir istisna değildir. Sadece gerekli durumlarda yasa uygulayıcılarına son çare olarak verilmiş yetkidir. Bu hususlara ilişkin koşulların her olay kendi içine sahip olduğu nesnel koşullara bağlı olarak değerlendirilir. Ve eğer yukarda güç kullanımına ilişkin şartlar yerine getirilmemiş ise kullanılan güç işkence ve kötü muamele yasağını ihlal edici nitelik taşıyacaktır.

2- Müdahale Sırasında Kullanılan Güç

Yapılan araştırma sonucu elde edilen bulgular ışığında eylemciler üzerinde güç kullanımının varlığı açıktır. İlk olarak bu güç kullanımın yukarıda açıklanan kriterler bakımından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Eyleme müdahale sırasından kullanılan güç farklı şekillerde ortaya çıkmıştır. Elde edilen bulgulardan da görüldüğü üzere fiziksel güç kullanımı, silah bulundurma ve kullanma girişimi ve biber gazı kullanımı özellikle dikkat çekmektedir. Bu hususları işkence ve kötü muamele yasağı çerçevesinde değerlendirmeden önce belirtmek gerekir ki eyleme müdahalenin meşru ve yasal bir zemini olmamasından kaynaklı herhangi bir güç kullanımını gerektiren yasal bir durum söz konusu değildir. AİHM, kullanılan gücün orantılılığı konusunu incelerken, gösterinin barışçı olup olmadığı, kamu düzeni yönünden bir tehdit meydana getirip getirmediği gibi unsurları dikkate almaktadır. Yukarda eyleme yapılan müdahalenin toplanma özgürlüğü ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesinde açıklandığı gibi eylem barışçıl nitelik taşımakta idi. Bu nedenle kullanılan gücün eyleme yapılan müdahaleden bağımsız olarak değerlendirilse bile eylemcilere yönelik kullanılan gücün orantısız olduğu gözlenmektedir.

Bununla birlikte, yetkililerin savunmaları eyleme yapılan müdahalenin gerekliliği yönünde olup eylemcilere karşı yöneltilen gücün orantılı olup olmadığına ilişkin değildir.

a- Fiziksel Güç Kullanımı

Müdahale sırasında fiziksel güç kullanılmıştır. Bu güç kullanımı, itme, vurma, cop kullanma olarak gerçekleşmiştir. Belirtmek gerekir ki, çıkan arbede içerisinde somut güç kullanımını net olarak belirlemek mümkün olmadığından kesin bir tespit yapılması da mümkün olamamaktadır. Ancak, fiziksel güç kullanımı yaralanan eylemcilerin varlığı orantısız güç kullanımı işaret etmektedir.

Söz konusu bu güç kullanımı mevcut koşullar altında gereklilik arz etmemekle birlikte belli noktalarda orantısızdır. Eğer bir temel hak ve özgürlüğü daha az sınırlayan bir önlemi ile kamu düzenini sağlanabilecek ise söz konusu temel hak ve özgürlüğü daha fazla sınırlayan bir önlem hukuka aykırı olacaktır. Eylem kendi koşulları içinde değerlendirildiğinde güç kullanımın bu bağlamda en son çare olmadığı açıktır. Güç kullanımından önce eylemcilere herhangi bir ihbar yapılmamış ve uzlaşım çabası gösterilmemiştir.

Tüm bu nedenlerden ötürü, kötü muamelenin varlığı tespit edilmiştir.

Birden fazla ve farklı kişilerin ifadelerine göre, genel bir kuvvet kullanımında bulunmuş, amacını aşan ve/veya gereksiz yere çok sayıda kişiyi copları ile darp etmiştir. Bu boyutta kuvvet kullanımını gerektirecek bir durumun söz konusu olmadığı ve yapılan saldırının amacını aştığı açıktır. Böylelikle, yapılan müdahaleyi makul güç olarak değerlendirmemiz mümkün olmayacaktır. Çünkü yapılan müdahale bastırıcı niteliğini yapısı, şekli ve boyutu itibarıyla kaybetmiştir. Buradaki bir diğer önemli husus, söz konusu müdahalenin sınırlarının aşıldığının ve eylemcilerin fiziksel ve ruhsal yapılarına zarar vermesinin yanında, müdahalenin temelinde, sağlanamamış otoriteyi baskı ve şiddet yoluyla sağlama amacı güdülmesidir. Ayrıca kullanılan gücün temelinde yetkililer tarafınca eylemcileri cezalandırmak ve fiziksel ve manevi direnci kırma amacıyla yapıldığı yönünde önemli belirtiler bulunmaktadır.

Eylemde hazır bulunan polis görevlilerinin yaka numara ve isimlerinin sökülmüş olması dikkat çekmektedir. Bu durum orantısız güç kullanan görevlilerin cezai sorumluluğu açısından önem teşkil etmektedir. Orantısız güç kullanım sonucu yaralanan veya hayatını kaybeden kişilerin var olması durumunda arbede içerisinde sorumlu olan kişi veya kişiler cezalandırılamayacaktır. Bunun yanı sıra, sistematik olarak polis görevlilerin isimlerinin üniformalarının üzerinden sökülmüş olmasının temelindeki amaç şiddet kullanma ve kullanılacak şiddet için polisler üzerinde serbestiyet hissi uyandırma olarak düşünülebilmektedir.

Tüm bunların yanı sıra gösteri yapan gruba manu militari müdahale yapılmıştır. Bu bağlamda, Yetkililere başvurulan gücün kaçınılmaz ve aşırı olmadığını ispat etme yükümlülüğü düşmektedir.

b- Silah Bulundurma ve Kullanma Girişimi

Yasa uygulayıcıları ateşli silahları sadece, olası bir ölüm ya da ciddi yaralanma tehdidi karşısında savunma amacıyla, can güvenliğine ciddi tehdit oluşturan bir suçu önlemek için, yalnız ve yalnız diğer araçlar yetersiz kaldığı zaman kullanabilirler. Kasten öldürücü silahları, yalnızca can güvenliğini korumak için kesinlikle kaçınılmaz olduğu taktirde kullanılabilir.

Yukarıda açıklanan bulgulardan da görüleceği üzere eylem sırasında silahlı ekipler de hazır bulundurulmuştur. Eylemin barışçıl niteliği nazara alındığında eylem öncesi bu ekipleri bulundurulması gereklilik arz etmemekteydi. Bununla birlikte, eylem sırasında her ne kadar kullanılmasa da silah çekilmesi, yani silah kullanma girişiminde bulunulması gerekli olmamakla birlikte orantısız güç kullanımı teşkil etmektedir. Bu durum yaşam hakkın ihlal edilmesi riski taşıması açısından da önem taşımaktadır.

c- Biber Gazı Kullanımı

Yukarıda bulgular açıklanırken de değinildiği üzere emniyet güçleri tarafından biber gazı kullanılmıştır.

AİHM, işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen maddeyi yorumlarken kötü muamelenin asgari bir ciddiyet seviyesine ulaşması gerektiğini vurgulamaktadır.

Asgari ciddiyet seviyesi her olayın ve koşulun niteliği itibariyle değerlendirilmektedir. Bu nokta biber gazı kullanımı bu seviyeye ulaşmadığından kötü muamele kapsamına girmemektedir. Şöyle ki: Biber gazı kullanımı sonucu herhangi bir eylemci zarar görmemiş ve/veya bu hususta araştırma sonucu herhangi bir bulgu saptanamamıştır. Bu nedenle, biber gazı kullanımı mevcut koşullar içinde değerlendirildiğinde işkence ve kötü muamele yasağı çerçevesinde bir ihlal teşkil etmemektedir.

Biber gazı kullanılması genel olarak değerlendirilecek olunulursa, bu tür bir güç kullanımın en son çare olarak kullanılması gerekmektedir. Biber gazının kişiler üzerinde yaratabileceği olumsuz etkiler söz konusudur. Bununla birlikte, Biber gazından etkilenen polis memurların mevcut olması ise bilinçsiz güç kullanımına işaret etmektedir.

3- Tutuklamalar Sırasında Kullanılan Güç

Müdahale esnasında kullanılan gücün yanı sıra, yapılan tutuklamalara ilişkin işkence yasağını açıkça ihlal edici bulgular saptanmıştır. Yukarıda da değinildiği gibi yapılan tutuklamalar rastgele yapılmıştır. Tutuklamalar sırasında güç kullanıma açıkça dikkat çekmektedir. Bulgular kısmındaki yer verilen eyleme ilişkin görsel verilerden açıkça görüldüğü üzere tutuklamalar yapılırken eylemcilerin kimi zaman dört kişi tarafından kolları bükülmüş, sert muameleye maruz bırakılmışlardır. Bu husus orantısız güç kullanımına girmektedir. Orantısız güç kullanımı sonucu yaralanan eylemciler bulunmaktadır. Araştırma kapsamında kol ve bilekleri zedelenen eylemciler bulunmaktadır. Tutuklamaya direniş göstermeyen kişilerin tabi tutulduğu bu muameleler açıkça işkence ve kötü muamele yasağını ihlal edici nitelik taşımaktadır.

Araca bindirildiği sırada burnu, araç içerisindeki tellere çarpan bir eylemci burnundan yaralanmıştır. Sağlık durumu iyi bir şekilde gözaltına alınan bir bireyin serbest bırakıldığında çeşitli darp ve cebir izleri taşıması durumunda, Devletin bu izlerin nedenine ilişkin makul bir açıklama getirmek ve mağdurların iddialarını çürüten kanıtlar ileri sürmek yükümü taşımaktadır. Bu tür bir kanıtlama yeterince güçlü, açık, belirgin ve uyumlu emareler toplamından veya çürütülmemiş karinelerden oluşmalıdır. Bu durumda kanıt yükü, tatminkar ve inandırıcı bir açıklama getirmek zorunda olan yetkililer üzerindedir.

Tüm tutukluların aynı araç içerisine konulması sonucu havasız bir ortam oluşmuştur. Bu husus da işkence ve kötü muamele yasağını ihlal edici nitelik taşımaktadır.

Götürüldükleri araba içerisinde çarpmaya maruz bırakılan tutuklular yine aynı şekilde kötü muameleye maruz kalmışlardır.

Yukarıdaki kısımlarda da açıklandığı gibi, işkence ve kötü muamele yasağı sözleri ya da manevi kötü uygulamalara karşı mümkün olan en geniş korumayı sağlayacak biçimde yorumlanması gerekmektedir. Şöyle ki: Kötü muamelenin kapsamı fiziksel acı veya baskı ile sınırlı olmayıp ruhsal yönden acı veren veya baskı kuran çoğu zaman aşağılamak, küçük düşürmek ve kendine güven ve saygısını tahrip etmek suretiyle, kişinin manevi bütünlüğünü zedeleyen davranışlar da kötü muamele kapsamında girmektedir. Elde edilen bulgular da tutuklanan kişilere bu tür muamelenin de varlığı saptanmıştır. Görüşülen tutuklular sözlü hakaret ve tacize maruz kaldıklarını da belirtmektedirler.

4- Göz Altında Kötü Muamele

Elde edilen bulgularda, kimi eylemcilerin polis gözetimi altındayken de kötü muameleye maruz kaldığı saptanmıştır. Tutuklananlardan ikisinin polis nezaretinde iken güvenlik gerekçeleri öne sürülerek soyunmaya zorlandıkları tespit edilmişti. Durumun kendi koşulları içerisinde böyle bir gerekliliğin olmadığı ve temelinde kişiyi aşağılama amacı güttüğü açıkça görülmektedir.

SONUÇ

Sonuç olarak, elde edilen tüm bulgular değerlendirilmiş olup insan hakları ihlalleri tespit edilmiştir. 23 Kasım 2009 tarihli eyleme yapılan müdahale, toplanma özgürlüğünü ve paralel olarak ifade özgürlüğünü ve işkence yasağını ihlal edici unsurlar taşımaktadır.

Yapılan müdahale toplanma özgürlüğüne getirilebilecek sınırlar çerçevesinde yapılmamıştır. Bu noktada özellikle, müdahalenin yasal olmadığı, meşru bir sebebe dayanmadığı ve gerekliliği olmadığı ön plana çıkan hususlardır.

Öncelikle toplanma özgürlüğünün kullanılmasında temel koşul toplanmanın barışçıl nitelik taşımasıdır. Tüm bulgular incelendiğinde görülmektedir ki gerçekleştirilen eylem barışçıl nitelik taşımaktaydı. Bu noktada eylemin sonrasında çıkan arbede eylemin bu niteliğini ortadan kaldırmamaktadır.

Toplanma özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların yasa çerçevesinde öngörülmüş olması gerekmektedir. Yürürlükteki yasal mevzuat incelendiğinde, mevcut koşullarda eyleme yapılan müdahalenin yasal dayanağı bulunmamaktadır.

Toplanma özgürlüğüne getirilecek sınırlamalarda bir diğer kriteri meşru amaç oluşturmaktadır. Meşru amaç kamu düzeni, ulusal güvenlik gibi ilgili uluslararası ve ulusal düzenlemelerde açıkça öngörülen hususlara yönelik olmalıdır. Bununla birlikte, bu hususlara ilişkin somut bir tehlike mevcut olmalıdır. Eylem bu çerçevede değerlendirildiğinde herhangi makul sayılabilecek bir tehdit unsurunun varlığına rastlanmamıştır. Yetkililer tarafından müdahaleye ilişkin geliştirilen argümanlar uluslararası normlar ve kriterler çerçevesinde toplanma özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalar açısından kabul edilebilirlik taşımamaktadır.

Eyleme yapılan müdahaleyle ilgili olarak sorgulanması gereken bir diğer husus müdahalenin gerekliliğidir. Gereklilik kavramı geniş bir biçimde yorumlanmamakta ve yorumlanırken “demokratik toplum” kıstas alınmaktadır. Bu çerçevede toplanma özgürlüğüne getirilecek sınırlamalar demokratik toplumlarda gerekli sayılabilecek nitelikte olmalıdır. Söz konusu eyleme ilişkin bulgular kendi içinde değerlendirildiğinde böylesi bir gerekliliğin olmadığı sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte, direniş kırma amacını içinde barındırma riskini bulundurmasından kaynaklı “demokratik toplum” olma gereklerini zedeleyici noktaya da varabilmektedir.

Tüm bu sebeplerden ötürü toplanma özgürlüğü ihlal edilmiştir. İfade etme toplanma özgürlüğünün bir ögesini oluşturmaktadır. Bu nedenle eyleme yapılan müdahale sonucu ifade etme özgürlüğü de paralel olarak ihlal edilmiştir.

Eyleme yapılan müdahale esnasında kullanılan güç kullanımı da bu çalışma çerçevesinde ele alınmış olup insan hakları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Araştırma sonucu elde edilen tüm bulgular göstermektedir ki kullanılan güç orantısız olup işkence ve kötü muamele kapsamına giren unsurlar barındırmaktadır. Müdahale esnasında kullanılan güç ile ilgili diğer bir önemli husus, gerekli olmadığı halde silahlı ekiplerin bulundurulmasıdır. Çıkan arbede ve eylemcilerin polis barikatını aşması sonucu biber gazı kullanılması genel olarak değerlendirilecek olunursa, bu tür bir güç kullanımın en son çare olarak kullanılması gerekmektedir. Ancak, biber gazı kullanımı mevcut koşullar içinde değerlendirildiğinde işkence ve kötü muamele yasağı çerçevesinde bir ihlal teşkil etmemektedir. Bunun nedeni biber gazı kullanımının gerekli olması değil biber gazı kullanımı sonucu belli bir dereceye varan kötü muamelenin mevcut olmamasıdır. Şöyle ki: Biber gazı kullanımı sonucu herhangi bir eylemci zarar görmemiştir. Biber gazından etkilenen polis memurların mevcut olması ise bilinçsiz güç kullanımına işaret etmektedir.

Müdahale esansında kullanılan gücün yanı sıra, yapılan tutuklamalara ilişkin işkence yasağını açıkça ihlal edici bulgular saptanmıştır. İlk olarak, eyleme ilişkin görsel verilerden açıkça görüldüğü üzere tutuklamalar yapılırken orantısız güç kullanılmıştır. Orantısız güç kullanımı sonucu yaralanan eylemciler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, tutuklanan eylemcilerin götürülüş şekilleri, götürüldükleri araç içerisinde maruz kaldıkları muamele de işkence yasağını ihlal edici nitelik taşımaktadır. Elde edilen bulgularda, kimi eylemcilerin polis gözetimi altındayken de kötü muameleye maruz kaldığı saptanmıştır.

İşkence ve kötü muamelenin varlığına ilişkin makul şüphenin var olması durumunda Devletin, kullanılan gücün makul ve orantılı olup olmadığını tespit etmek için resen soruşturma başlatması gerekmektedir. İşkence yasağı ile ilgili, Devlet tarafından herhangi bir soruşturma başlatıldığı yönünde bir bilgi alınamamıştır.

Elde edilen tüm bulgular uluslararası insan hakları hukuku ve iç hukuk çerçevesinde değerlendirilmiştir. Sonuç olarak  insan haklarının ihlal edildiği ve Devletin insan haklarına ilişkin ggenel yükümlülüğünün ve ilgili haklara ilişkin yükümlülüklerin ihlal edildiği tespit edilmistir.